Osama filmi: Taliban yönetiminde bir kız çocuğunun dramı
Osama filmi, Taliban döneminde çalışması yasaklanan kadınların ve erkek kılığına girmek zorunda kalan 12 yaşındaki bir kızın trajedisini anlatıyor.
Sevgili okurlarım, bu hafta borsada yaşanan gelişmeler gündemin merkezindeydi. Baskın yapılacağı söylentisini duyan bazı fon şirketlerinin paralarını İsviçre’deki çeşitli hesaplara aktardığı öne sürüldü. Yaklaşık 800 milyarlık kayıptan söz edilirken, devletin borsa denetim kurumlarıyla fon şirketlerinin 500 bini aşkın yurttaşın parasını kaybettiği iddiaları tartışıldı. Bunca riske rağmen bu fonlara yatırım yapılması ise ayrıca sorgulanmayı hak ediyor.
Ancak hâkim olmadığım bu konuda daha fazla yorum yapmak yerine, bu pazar günü dikkatinizi bir filme çevirmek istiyorum. Daha önce bazı bölümlerine yazılarımda değindiğim yapımı bu kez baştan sona ele alacağım. Sonuçta, “çivi çiviyi söker” derler.
Siddiq Barmak’ın yönettiği Osama filmi, Taliban yönetimi altında çekilen ilk Afgan filmi olarak biliniyor ve gerçek bir olaydan esinleniyor. Yapımın çekimlerinde İranlı genç kadın yönetmenler gönüllü olarak görev aldı. Film boyunca tekrarlanan bir efsane, hikâyenin temelini oluşturuyor: Çok yoksul bir ailede yaşayan küçük bir kız, ailesine yiyecek sağlayabilmek için gökkuşağının altından geçirilir ve erkek olduğuna inanması beklenir.
Film, “İş istiyoruz!” sloganlarıyla sokaklara çıkan, burka giymiş yüzlerce Afgan kadınının görüntüleriyle açılıyor. Aç ve çalışmaları yasak olan kadınlar, Taliban güçlerinin sert müdahalesiyle dağıtılıyor. Annesinin elini tutan küçük bir kız çocuğu tazyikli suyun etkisiyle sürüklenirken, 12 yaşındaki Osama bu manzaraya tanık oluyor.
Osama’nın babası savaşta hayatını kaybetmiştir. Ailenin başka bir erkek yakını yoktur; anne, anneanne ve Osama, yoksul bir kulübede yaşamaktadır. Annenin çalışmasına izin verilmediği için evde yiyecek kalmaz. Bunun üzerine anneanne, torununun erkek kılığına sokulmasını önerir. Babasının giysileri küçültülerek Osama’ya giydirilir ve kız çocuğu, babasının daha önce birlikte çalıştığı bakkalın yanına çırak olarak verilir.
Bakkal sahibi, ailenin çaresizliğini anlayarak büyük bir riski göze alır ve Osama’yı işe kabul eder. Osama böylece korku içinde sokaklara çıkar, eve ekmek ve karpuz götürmeye başlar. Fakat bu hayat uzun sürmez. Taliban güçleri onu, erkek çocukların dinî kurallar doğrultusunda eğitildiği bir okula götürür.
İnce sesi, Osama’nın erkek olmadığından şüphelenen mollaların dikkatini çeker. Erkek çocuklara ergenlik ve gusül abdesti hakkında ders veren bir molla, kuşkularını herkesin önünde dile getirir. Çocuklar da Osama’nın peşine düşer. Erkek olduğunu kanıtlamaya çalışırken bir ağaca tırmanan Osama, korkuya kapılır. Onu ağaçtan indirip ceza olarak kör bir kuyuya sarkıtırlar.
Kuyudan çıkarıldığında paçalarından kan süzülen Osama’nın kız olduğu anlaşılır. Mollaların önüne çıkarılan çocuk, ailesi tarafından da korunamaz; annesi ve anneannesi öldürülme korkusuyla çaresiz kalır. Sonunda 12 yaşındaki Osama, kendisinden çok daha yaşlı bir toprak sahibine satılır ve onun dördüncü eşi olur.
Filmin son sahnesinde yaşlı adam, 12 yaşındaki Osama’yla birlikte olduktan sonra Afgan geleneklerine göre yıkanırken memnun bir ifadeyle görülür. Bu görüntü, hikâyenin bütün ağırlığını tek bir karede toplar. Çocuk yaşta evlilik, yoksulluk ve kadınların yaşamını kuşatan baskı, filmin en sarsıcı boyutlarını oluşturur.
Bu sahne, başka bir trajik olayı da hatırlatıyor: Gerdek gecesinde “Amca, ne olur yapma, çok acıyor” diye ağlayan bir kız çocuğunu kurtarmak için odaya giren annesinin, kızını alıp kaçması ve ardından ikisinin de öldürülmesi. Bu olayın da Türkiye’de yaşandığı anlatılıyor.
Geriye şu acı soru kalıyor: Çocuk gelinlerden yenidoğan kanına, organlardan yasa dışı silahlara, sahte diplomalardan sahte tanıklara kadar her şeyin alınıp satıldığı bir düzeni nasıl değiştireceğiz?




